Pazartesi, Nisan 24, 2006
23 nisan'ın yarısını uyayarak geçiren bir amcamız blogu ziyaret etmiş, yani baskın yapmış :P

- hey herkes nereye gitti. hani tören vardı, şiirler olacaktı, hop hop ve zıp zıp bir halde olacaktık. olamadık mı? olmamışta olabilir, herkes uyuyor mu yoksa? 10 saatten fazla uyudum baksınıza. gerçi ben mesela bu 10 sayısının yaşında iken küçüktüm, öyle küçüktüm ki bacak kadardım. 15 ya da 16 'imde biraz boy aldım, boy alayım derken düşlerim ve kurduğum onca hayal gidiverdi. yükselirken düşürmüş olabilirim. (hala şüpheliyim.) bir ağaç vardı ona yetiştim, otobüslerin tutulması gereken demirlerine de, büyük amcamın küçük boyuna da. öyle işte. ama şu 23 nisan'a geç kalmış olmalıyım değil mi küçük methe? saati niye kurmadın bakayim, seni haylaz seni. işin gücün şu bilgisayar. ne buluyorsan artık. hadi kalk onun başından otobüsü kaçıracaksın. ben oturayım, bakalım ne olmuş bu bayram. diğer bayramlar gibi capon, çin veletleri gözlerini çekmişler mi, alaman veletler yine o kadar sarı mı bakiyim. sen de git artık. velet seni.
 
posted by methe at 11:02 | Permalink |
Çarşamba, Nisan 19, 2006

elimdeki ders notlarının sayfa sayısını merak ediyorum. bunu bitirince dönerim diye bir düşünce aldı sevgili blog. öncesinde bildiğin gibi bir çalışma dürtüsü, bir her şeyi hallederim imaları var üzerimde. evet, enteresan bence de.
 
posted by methe at 20:08 | Permalink |
Pazartesi, Nisan 17, 2006
tehlike sayısı. öğrenci evi. yaşasın yemek yemek.
tehlike geliyorum demez ve böyle birşey demediğine göre pek gelmez.

Öğrenci evlerinde öyle bağırıp çağıran, kızarıp bozaran anneler yok. -Hayır, anne seni kastetmedim.- Kendi yaşlarında birçok insanı bir evde görmek ve bunların bir arada bulunması iyi fikir. Tabi, önceden bundan daha iyi bir fikrin yurt olduğunu bilirdim ama, hayır yurtta kalmanın daha kötü olduğunu söyleyip, bu konuda büyük bir bilgi alıyorum. Yurtta kalmadan bu kadar bilgiyi ne diye elde ettim ve niye bu nutuk bu kadar uzun sürdü anlamıyorum.





“Eve dönüşte dışarıdaki insanları saymaya başlıyorum. Hepsi benim için tehlike olabilir, bu yüzden bu sayıya günlük tehlike sayısı da denilebilir.”

Yemek konusunda, yaptığı omleti meziyet sanan bendeniz için yapılan yemekler, bir tezahürat sebebi sayılabilir. Bunları arkadaşlarımı da söylüyorum. –Hayır anne, senin yemeklerini de seviyorum.- “Tarifini veririm” cümlesine benzer bir şeyler demesini bekliyorum, ama söylemiyor, tabağına konsantre olmuş herkes.

“Eve dönüşte dışarıdaki köpekleri saymaya başlıyorum. Hepsi benim için tehlike olabilir, bu yüzden bu sayıya günlük tehlike sayısı -vol. 2 diyebiliriz.”

Televizyon olsaydı eğer ve bu televizyon bizim evdeki kadar izlenseydi; kesin yemek yerken bakılırdı. Ne güzel, televizyon denen icat henüz bu eve ulaşmamış. Haliyle rahat rahat konuşabilme hakkın var, bir de televizyondan duyduklarını anlatmama hakkın. Ağzında yemek varken konuşmama hakkını da hesap edip, yemeğin yanında sohbeti ve sohbetin içinde geçen havadan sudan pek mühim meseleleri de düşünürsek güzel bir vakit geçiyor. Yemekten sonra, kabak oyunu oynanabilirdi ama gitmeliyiz, konferans başlayabilir.

“Eve dönüşte dışarıdaki sarhoşları saymaya başlıyorum. Sadece otobüste iki tane var. O kadar.”–Evet anne, gördüğün gibi korkacak bir şey yok. :P
 
posted by methe at 09:50 | Permalink |
Cumartesi, Nisan 15, 2006
kuş sayısı.
"güneş gözümde olursa eğer,
sesin kuş gibi oluyor."

bazen ağaçta öten kuş sayısı, ötmeyen kuş sayısına fena halde fark atabiliyormuş. kale arkası bir pozisyonda iken gördüm daha önce. pozisyonu oynatan olmadığından, izlemeyi bırakıp az öncesinde de bunları karalamış bulundum.



bi' de habere bakılırsa, bizi yine evde saymayı düşünüyorlarmış. mesela ben kuşları yuvalarında saysaydım eğer, ev halinde yakalandığından olsa gerek, yuvayı yapan dişi kuş buna sinirlenir, bu duruma göre ben de, ağaçtan ineyim derken kafamı oraya buraya vurabilirdim. bu yüzden sayılabilir değerler bulunurken ev hali de sayılmalı. insan böyle kuş gibi ve bunun diğer yakın arkadaşları kümes hayvanları gibi evde olmamalı. sayma sevimsiz bir halde kalmamalı. insan sayısı, kuş sayısını geçmemeli.
-evet, sonuncu pek alakasız oldu.
neyse ki bitti.-

 
posted by methe at 20:13 | Permalink |
Perşembe, Nisan 13, 2006
okul. fazla bilimsel deney. oynak futbol.
deneysel verilerden hayli uzak bir yerde olmanın verdiği çeyrek final vakası
- bu ne şimdi-
Biz deneyler yapabiliyoruz ve bunu hemen her sene aynı şekilde, aynı yerde aynı saatlerde yapıyoruz. Daha da kötüsü bunları aynı sonuçları gerçekleştirmek için yapıyoruz. Yüzümüzde beliren salak bir gülümseme olmuyor üstelik. Olan arkadaşları da pek normal bulmuyorum, onlara anlam vermek için gerekli bir neden aramaya başlıyorum, derken yine başlıyor. Masamızda bir sürü deney tüpü var.
"Birincisinde 100 ml bilmem ne maddesinin bulunması için deney tüpüne yardım ediyoruz."

Yanımdaki arkadaşlardan biri, sınıfta gördüğüm zamanlarda neden bizim maçı izlemeye gelmiyorsun deyip, kalan zamanlarda başarılı geyik muhabbetleri gerçekleştirdiğimiz arkadaşıma benzemeye başlıyor. Neden gelmiyorsunuz izlemeye diyor, çeyrek finale çıktık, birçok golümüz oldu, fark attık. Sevinmiş biri olarak gözükme gibi bir meziyetimin olmasını isterim böyle zamanlar ama, olmuyor sanki. İzlemeyi sevmiyorum ki ben, diyemiyorum. Tamam gelirim belki diyorum. Böyle zamanlar dedim de bu deneysel zamanlarım böyle geçsin istemiyorum. Atlayıp zıplamak olsa da yaparım demek geliyor içimden. Balık tutmayı öğrenseydim mesela onları sayardım şu deney tüplerini bırakıp. Ne şirin bir fikir değil mi abisi?
"İki numaralı deney tüpümüzü doldurmuş olduğumuza göre üçüncüsü de olmalı, onu buluyoruz."
Ya ben top oynamayı unutmuş muyum ne? Spor yazarlığına terfi yapmış futbolcu ağabeylerimiz olsaydı eğer, evet derdi. Böyle oynamayıp boş boş konuştuğuna göre. Saygılar Rıdvan Dilmen abi!
Bu arada masamızda toplamda ne kadar deney tüpü var, bilmek istemezsin herhalde boşver. Çeyrek final demenin, kaçıncı tur sayısı olduğunu da boşver hem.

-Bildiğin top işte, ama bu az gitmiş uz gitmiş, gol diye pöykürülmesi için hayli zaman gerekirmiş. Çok gereksiz bunu konuşmak yahu, aman ben yaptım siz yapmayın diye söylüyorum.-
 
posted by methe at 19:28 | Permalink |
Salı, Nisan 11, 2006
doğa. yağmur. solucancık. ve birkaç ağaç.
Yağmur yağıp arap kızı camdan baktığı için toprağı kazmak daha kolay oluyor. Bir iki tavuğumuz olsaydı eğer, onların fazla yorulmayacağını tahmin etmek güç değil. Ama bu küçücük yerde tavuk saklanmayacağını düşünüyorum. zaten olduğum yere dört ağaç bir de ben sığıyorum. Tabi bir de elimde kürek var ya neyse.

Topraktan güzel kokular çıkarıyorum ve bir de bir sürü solucan. Dün yağmuru görünce biraz daha yukarda toplanmış olmalılar. Bir arada olmak istemeyen bir sürü solucan. Yani teker teker sayılabilecek haldeler. Birinci solucanı gördüğümde küçüklükteki gibi şaşırmıyorum. Solucan bak, bak deyip orasını burasını rahatsız etmiyorum. Solucanlardan harfler yapıp, sınıfın en güzel kızının isminin solucan halini görmek eskisi kadar pek keyif vermeyeceği için, öylesine karalıyorum. Solucanlar B-L-O-G olamıyor ama, hemen yanımdaki ağaç K-A-Y-I-S-I olabiliyor. Daha uzun kelimeler için daha çok solucana gerek yok ama, annem var. Niye durdun sen, diyor. Yoruldum diyorum. Solucanları sevmiyor fazla. Biraz daha uzun olsalardı keşke, diyor yine de. Toprakta daha rahat dolaşabilirler o zaman, dediğinde aynı şeyi düşündüğümüz için, onaylıyorum. Yazdıklarımı silmek istiyorum,
ki zaten kendileri dağılmışlar.
Abece için pek yardımcı değiller ama ben onların işleri için epey yardım ettim.
Sonra "iyilik yap, toprağa at." şeklinde kendimi teselli ediyorum.-hiç komik değil biliyorum-
Biterken ona yakın solucan olmuş oldu toplamda.
 
posted by methe at 09:04 | Permalink |
Pazar, Nisan 09, 2006
seri ilan sayısı. bir insanı tanımlamak.
Duvarlara ve çöp tenekelerini farklı amaçlarla kullanılabilir olduğu görülüyor. Ki üzerlerinde epeyce ilan var. Tek tek onları bitirmeliyiz,hem üzerinde uğraşılmış, diyorum. Yanımdaki duymuyor beni. Zaten duyması umurumda olmayan birisiyle yürüyorum. İlk ilanı geçerken ödevlerden bahsediyoruz. İlk ilan şuna benzer bir şeyler diyor:

“Kapalı spor salonunda şu saatte,şu var”

Sadece ödevlerden, bir dersin uyduruk konusundan bahsetmek yeterince sıkıcı. Ama daha sıkıcı olanı hakkında pek bir şey bilmediğin biriyle bunu yapman. İşte benim gibi saçma salak ilanlara gözün kayar. İkincisi daha bir ilginçtir:

“şu saatte ve günde suriye’de olmak niyetindeyiz”

Konuşmayı bırakıyor. Havadan konuşmadan önce havaya bakıyor, diğer birçok insan gibi. Sonra, evet diyorum hava pek kararsız. Bunu derken hayli kararlıyım. Sizi memlekette hava nasıldır sence diyorum, üçüncü ve dördüncü ilanı geride bırakıyoruz. Dörüncüsünü görebiliyorum:

“futbol turnuvası var, bak yarışırsın ne güzel”

Anne ve babasının doğduğu yerde doğmadığını, varsa parantez içinde kullanıp, baba mesleği ile devam ediyor. Geçtiğimiz ilan sayısı umurumda olmuyor. Kendisini anlatmaya başlayan insanları dinlemeli. Bu süre ortalama üç ya da beş ilanın geçişi kadar sürüyor, sonra ayrıntıya girmek istemiyor. Aynı mesleği yapan milyonlarca insan bizi seyretmediği halde, onlardan bir farkı var mı yok mu, söylemiyor, milyonlarca ev hanımı da var mesela ama neyse. Sonra değişik ilanlar geliyor gözüme. Yarın görüşürüz, diyorum. Aslında hoşçakal demeliydim. Görüşürüz tercüme bir kelime, ama bunu ona söyleyemiyorum. İlan sayısı onu geçiyor.
 
posted by methe at 14:39 | Permalink |
Cumartesi, Nisan 08, 2006
vapur, sayı, martı.

misketleri olmayan bi' martılar var, bi' de ben!

Öyle çok misketim olsun istemiyorum. ki olursa eğer, onları saymaya kalkışacağım. merkez bankasının olmayan başkanı kadar becerikli olacağım. okulda şiddeti, evde dizileri, internet kafede counter oynamayı bırakıp kendimi saymaya adayacağım ve bi’ çok zamanımı misketleri düşünmekle geçireceğim ya, o yüzden olmasın diyorum. ama sayı saymayı seviyorum. vapurda giderken havada kaç martı olduğunu merak eden insan sayısına kendimi de ekliyorum mesela. hepsi de boğazına düşkünler, denize düşen yağmur damlası sayısı umurlarında değil.sonra pisboğaz martıların simite olan ilgisini tembellik olarak buluyorum, gidip çalışsalar ya, diyorum. vapur peşinde koşar gibi uçmayı bıraksalar ya, gidip çalışsalar aramaya başlasınlar, denizden misket bulup çıkarsalar ya, diyorum. ama, simit parçalarının sayısı bitecek gibi değildi. o yüzden misket toplamak istemiyorum. banane işte.

 
posted by methe at 20:25 | Permalink |
Cuma, Nisan 07, 2006
spor. basketbol. izleyici olmakta varmış.

Evet, sayın basketbol yazısı severler, size basketbol oynadığımı yazmayacağım. Oynamadığım halde, izlediğimi yazacağım. Bi’de bu oyunda sıkça yapıldığı gibi öyle atmak gibi bir yeteneğim olmadığını cümlenin içindeyken yazmış olacağım. Hani olsa olsa biraz kafadan atabilme yeteneğim var ama, konuyu dağıtmayalım.

Dakika 2 gibi : takımlardan birinin sadece beş tane oyuncusu olduğunu gördüm. hani olurda ben görmedim diye baktığım yerde ise, yedek oyuncu olduklarını bilip bekleyen kimsenin olmadığını gördüm.

(Oyunculardan biri gözlüklü. Kırılma ihtimalini düşünecektim hesap makinem yok yanımda. Neyse, bana malum olmaz hem. Oyuncunun kızaran yüzü gözlüğün o karışık rengiyle uyum içinde. Mühendislik fakültesinde bi’de.)

Dakika 6 gibi : aradaki fark hesaplanamayacak bir halde. çıkarma işlemi yerine bölme işlemi yapılabilmesi tercih edilebilir mesela. pek hazırlanmamışlar sanki.derslerini daha çok mu seviyorlar, ne?

(Oyunculardan biri hiç kimseye bakmıyor. Karşısına gelen oyuncuya bakıyor bir tek. O da bakışlarından rahatsız oluyor. Ben bakıyorum ona bir tek, saf gibi.)

Dakika 9 gibi : üçüncü üçlük atılıyor.üçlükleri üç defa saydığım için kendimi pek mutlu buluyorum. bi’ de dakika dokuz ya sanki önemli bir şifre varmışta çözmüşüm gibi pek sevinç doluyum.

(Oyunculardan birini tanıyorum sanki. Bizim liseden. Ama kendisiyle aynı sınıfta değildim. Bu yüzden önemi yok belki. Yine de yanımdaki arkadaşıma bunu söyleyip, arkasından basketbolu ben öğrettim buna, şeklinde hayli seviyesiz bir espride bulunacakken, oyuncu espriyi kaçırıyor. Sayı olmuyor, basketi atacakken kaçırıyor. Ben, yanlış hatırlamış gibi yapıyorum. Sonra bi' dahaki pozisyonu baştan alıyoruz.)

Maç ikiye ayrıldığı için ikinci yarı başlamadan, ara veriliyor son seste müzik doluyor salon, biz dışarı atıyoruz kendimizi ve böylece maçı kim kazanıyor diye yersiz bir merakım müziğe karışıyor, şarkı oluyor.


-fotoğrafı şu siteden arakladım diyecektim ama hangisiydi? bi' de bu resimdeki topu silince hepsini ne güzel aval aval bakıyorlarmış gibi yapardım. ya da üzerlerinden uçak geçiyor bak, ellerini ağızlarına götürüp, birazdan pöykürecekler, derdim. neyse yersiz olurdu :P -
 
posted by methe at 16:39 | Permalink |
kısa senaryo. çocuk işte. meteböceği :P


-anne bak uğurböceği. bak uğurböceği. gördün mü sitemde bir uğurböceği var anne! çok şirinler bak! bak!

- tamam, oğlum böyle kocaman harflerle yazma, herkes bizi okuyor. -dedi- rahatsız etmeyelim insanları. hem espriyi pek beğenmedim. böyle espri mi olurmuş. esprisi bir daha gözden geçirilmeliydi. elimi tut bakıyım, kaybolma bir yere.

- uğurböceğine terlik alınır mı, anne? uç uç böceğim diye uçar mı bunlar?

-uçtu bak,bak, bak !

- bu kadar büyük harflerle bağırmayalım bi' daha, olur mu anne?

?! :P

 
posted by methe at 15:50 | Permalink |
Çarşamba, Nisan 05, 2006
günlük. çocuk. bu ne şimdi.
öğrencilikten öğretmenliğe geçiş sürecinde biriyim. haliyle mahalledeki çocuklar beni görünce, "öğretmenim canım benim" şeklinde şarkıya başlıyorlar. ilan etmeleri de güzel tabi. ama başlarda arkama saklanmış bir öğretmen olacağını düşünürdüm. -az başıma gelmemişti ya, bi' keresinde bana seslendiğini sandığım biri, seslendiğinin önünde yer aldığımdan zor anlar yaşamıştı.- işte, buna alıştığımın açık göstergesi ve bakkala gidene kadar rastladığım çocukların yarısından bi' fazlasının buna benzer şeyleri söylemeye başlaması, beni bu mesleğe hazırlıyormuş gibi geliyor. sadece fakültede yaptıklarımla hazır olamayacağım gerçeğini anlayınca şarkı bitmiş, "cebimde şeker varmışta onları bize dağıtacakmış" gibi bekleyen çocuklara havanın ne güzel olduğunu söylemiş, evime doğru yollanmış oluyorum.

(ya bi' de bu şarkıya bakılırsa bu çocuklar, öğretmenlerini ziyedesiyle sevmekteler. yoksa bu tribün havası, top oynarlarken yaşanan çoşku gibi ahenk ve bilimum sevimli hareketler ne diye.)
 
posted by methe at 19:59 | Permalink |
yeni çıktı. hayır kitapçılarda değil, burda
hep böyle bir isimde blogum* olsun istemiştim. bugün farkettim. sonra madem ismin değişti, şu şablonda değişsin, yazılanları değişsin gibi saçmalıklar. bitti gibi.

gidip testerenin ikincisini seyredeyim. bu ikincisini ikinci defa seyrettiğimi söylemediğim gibi, ilk filmin sonunu unuttuğumu da söylemedim.unuttum. bugün de tahtada konuyu anlatmaya çırpınırken unutmuştum bi' çok cümleyi. sonra tabi teknolojinin nimetlerinden -powerpoint denen programdan- yararlan. orda yazılanların aynısını sanki farklı birşey söyleyecekmiş gibi oku. sabahın körü diye tabir edilen saatte, milletin uykusunu getirmeye yelten. sabır gösterenlerin, bardağını taşırmaya çalış. o şekilde bitir. teşekkür et sonra. sonra da bu halde bırak yazmayı git filmin sonunu öğren. unutkan seni.
unutmadan bu blogu açtığın iyi oldu :P



bu yazıdan çıkabilen link sonuçları:

taze bi' blog : cheshmye -yanda linki var, uğraşma-
unutmak: proce


 
posted by methe at 13:15 | Permalink |