seri ilan sayısı. bir insanı tanımlamak.
Duvarlara ve çöp tenekelerini farklı amaçlarla kullanılabilir olduğu görülüyor. Ki üzerlerinde epeyce ilan var. Tek tek onları bitirmeliyiz,hem üzerinde uğraşılmış, diyorum. Yanımdaki duymuyor beni. Zaten duyması umurumda olmayan birisiyle yürüyorum. İlk ilanı geçerken ödevlerden bahsediyoruz. İlk ilan şuna benzer bir şeyler diyor:
“Kapalı spor salonunda şu saatte,şu var”
Sadece ödevlerden, bir dersin uyduruk konusundan bahsetmek yeterince sıkıcı. Ama daha sıkıcı olanı hakkında pek bir şey bilmediğin biriyle bunu yapman. İşte benim gibi saçma salak ilanlara gözün kayar. İkincisi daha bir ilginçtir:
“şu saatte ve günde suriye’de olmak niyetindeyiz”
Konuşmayı bırakıyor. Havadan konuşmadan önce havaya bakıyor, diğer birçok insan gibi. Sonra, evet diyorum hava pek kararsız. Bunu derken hayli kararlıyım. Sizi memlekette hava nasıldır sence diyorum, üçüncü ve dördüncü ilanı geride bırakıyoruz. Dörüncüsünü görebiliyorum:
“futbol turnuvası var, bak yarışırsın ne güzel”
Anne ve babasının doğduğu yerde doğmadığını, varsa parantez içinde kullanıp, baba mesleği ile devam ediyor. Geçtiğimiz ilan sayısı umurumda olmuyor. Kendisini anlatmaya başlayan insanları dinlemeli. Bu süre ortalama üç ya da beş ilanın geçişi kadar sürüyor, sonra ayrıntıya girmek
istemiyor. Aynı mesleği yapan milyonlarca insan bizi seyretmediği halde, onlardan bir farkı var mı yok mu, söylemiyor, milyonlarca ev hanımı da var mesela ama neyse. Sonra değişik ilanlar geliyor gözüme. Yarın görüşürüz, diyorum. Aslında hoşçakal demeliydim. Görüşürüz tercüme bir kelime, ama bunu ona söyleyemiyorum. İlan sayısı onu geçiyor.
Cumartesi, Nisan 08, 2006
vapur, sayı, martı.
misketleri olmayan bi' martılar var, bi' de ben!
Öyle çok misketim olsun istemiyorum. ki olursa eğer, onları saymaya kalkışacağım. merkez bankasının olmayan başkanı kadar becerikli olacağım. okulda şiddeti, evde dizileri, internet kafede counter oynamayı bırakıp kendimi saymaya adayacağım ve bi’ çok zamanımı misketleri düşünmekle geçireceğim ya, o yüzden olmasın diyorum. ama sayı saymayı seviyorum. vapurda giderken havada kaç martı olduğunu merak eden insan sayısına kendimi de ekliyorum mesela. hepsi de boğazına düşkünler, denize düşen yağmur damlası sayısı umurlarında değil.sonra pisboğaz martıların simite olan ilgisini tembellik olarak buluyorum, gidip çalışsalar ya, diyorum. vapur peşinde koşar gibi uçmayı bıraksalar ya, gidip çalışsalar aramaya başlasınlar, denizden misket bulup çıkarsalar ya, diyorum. ama, simit parçalarının sayısı bitecek gibi değildi. o yüzden misket toplamak istemiyorum. banane işte.
Cuma, Nisan 07, 2006
spor. basketbol. izleyici olmakta varmış.

Evet, sayın basketbol yazısı severler, size basketbol oynadığımı yazmayacağım. Oynamadığım halde, izlediğimi yazacağım. Bi’de bu oyunda sıkça yapıldığı gibi öyle atmak gibi bir yeteneğim olmadığını cümlenin içindeyken yazmış olacağım. Hani olsa olsa biraz kafadan atabilme yeteneğim var ama, konuyu dağıtmayalım.
Dakika 2 gibi : takımlardan birinin sadece beş tane oyuncusu olduğunu gördüm. hani olurda ben görmedim diye baktığım yerde ise, yedek oyuncu olduklarını bilip bekleyen kimsenin olmadığını gördüm.
(Oyunculardan biri gözlüklü. Kırılma ihtimalini düşünecektim hesap makinem yok yanımda. Neyse, bana malum olmaz hem. Oyuncunun kızaran yüzü gözlüğün o karışık rengiyle uyum içinde. Mühendislik fakültesinde bi’de.)
Dakika 6 gibi : aradaki fark hesaplanamayacak bir halde. çıkarma işlemi yerine bölme işlemi yapılabilmesi tercih edilebilir mesela. pek hazırlanmamışlar sanki.derslerini daha çok mu seviyorlar, ne?
(Oyunculardan biri hiç kimseye bakmıyor. Karşısına gelen oyuncuya bakıyor bir tek. O da bakışlarından rahatsız oluyor. Ben bakıyorum ona bir tek, saf gibi.)
Dakika 9 gibi : üçüncü üçlük atılıyor.üçlükleri üç defa saydığım için kendimi pek mutlu buluyorum. bi’ de dakika dokuz ya sanki önemli bir şifre varmışta çözmüşüm gibi pek sevinç doluyum.
(Oyunculardan birini tanıyorum sanki. Bizim liseden. Ama kendisiyle aynı sınıfta değildim. Bu yüzden önemi yok belki. Yine de yanımdaki arkadaşıma bunu söyleyip, arkasından basketbolu ben öğrettim buna, şeklinde hayli seviyesiz bir espride bulunacakken, oyuncu espriyi kaçırıyor. Sayı olmuyor, basketi atacakken kaçırıyor. Ben, yanlış hatırlamış gibi yapıyorum. Sonra bi' dahaki pozisyonu baştan alıyoruz.)Maç ikiye ayrıldığı için ikinci yarı başlamadan, ara veriliyor son seste müzik doluyor salon, biz dışarı atıyoruz kendimizi ve böylece maçı kim kazanıyor diye yersiz bir merakım müziğe karışıyor, şarkı oluyor.
-fotoğrafı şu siteden arakladım diyecektim ama hangisiydi? bi' de bu resimdeki topu silince hepsini ne güzel aval aval bakıyorlarmış gibi yapardım. ya da üzerlerinden uçak geçiyor bak, ellerini ağızlarına götürüp, birazdan pöykürecekler, derdim. neyse yersiz olurdu :P -
kısa senaryo. çocuk işte. meteböceği :P

-anne bak uğurböceği. bak uğurböceği. gördün mü sitemde bir uğurböceği var anne! çok şirinler bak! bak!
- tamam, oğlum böyle kocaman harflerle yazma, herkes bizi okuyor. -dedi- rahatsız etmeyelim insanları. hem espriyi pek beğenmedim. böyle espri mi olurmuş. esprisi bir daha gözden geçirilmeliydi. elimi tut bakıyım, kaybolma bir yere.
- uğurböceğine terlik alınır mı, anne? uç uç böceğim diye uçar mı bunlar?
-uçtu bak,bak, bak !
- bu kadar büyük harflerle bağırmayalım bi' daha, olur mu anne?
?! :P
Çarşamba, Nisan 05, 2006
günlük. çocuk. bu ne şimdi.
öğrencilikten öğretmenliğe geçiş sürecinde biriyim. haliyle mahalledeki çocuklar beni görünce, "öğretmenim canım benim" şeklinde şarkıya başlıyorlar. ilan etmeleri de güzel tabi. ama başlarda arkama saklanmış bir öğretmen olacağını düşünürdüm. -
az başıma gelmemişti ya, bi' keresinde bana seslendiğini sandığım biri, seslendiğinin önünde yer aldığımdan zor anlar yaşamıştı.- işte, buna alıştığımın açık göstergesi ve bakkala gidene kadar rastladığım çocukların yarısından bi' fazlasının buna benzer şeyleri söylemeye başlaması, beni bu mesleğe hazırlıyormuş gibi geliyor. sadece fakültede yaptıklarımla hazır olamayacağım gerçeğini anlayınca şarkı bitmiş, "cebimde şeker varmışta onları bize dağıtacakmış" gibi bekleyen çocuklara havanın ne güzel olduğunu söylemiş, evime doğru yollanmış oluyorum.
(ya bi' de bu şarkıya bakılırsa bu çocuklar, öğretmenlerini ziyedesiyle sevmekteler. yoksa bu tribün havası, top oynarlarken yaşanan çoşku gibi ahenk ve bilimum sevimli hareketler ne diye.)
yeni çıktı. hayır kitapçılarda değil, burda
hep böyle bir isimde blogum
* olsun istemiştim. bugün farkettim. sonra madem ismin değişti, şu şablonda değişsin, yazılanları değişsin gibi saçmalıklar. bitti gibi.
gidip testerenin ikincisini seyredeyim. bu ikincisini ikinci defa seyrettiğimi söylemediğim gibi, ilk filmin sonunu unuttuğumu da söylemedim.unuttum. bugün de tahtada konuyu anlatmaya çırpınırken unutmuştum bi' çok cümleyi. sonra tabi teknolojinin nimetlerinden
-powerpoint denen programdan- yararlan. orda yazılanların aynısını sanki farklı birşey söyleyecekmiş gibi oku. sabahın körü diye tabir edilen saatte, milletin uykusunu getirmeye yelten. sabır gösterenlerin, bardağını taşırmaya çalış. o şekilde bitir. teşekkür et sonra. sonra da bu halde bırak yazmayı git filmin sonunu öğren. unutkan seni.
unutmadan bu blogu açtığın iyi oldu :P
bu yazıdan çıkabilen link sonuçları:
taze bi' blog : cheshmye -yanda linki var, uğraşma-
unutmak: proce